22 Ekim 2015 Perşembe

Yuvarlak masanın yarattığı samimiyet hissine takıldı bugün gözlerim. Hisse göz takılır mı hiç, demeyelim. Minik kare bir masada tek başıma otururken, az ötede benimkinden çok da büyük olmayan yuvarlak bir masada oturan dört kişilik bir insan grubu çarptı gözüme. Grup yerine insan grubu dememin bir sebebi var, bazı insanlara insan kelimesi gerçekten yakışıyor çünkü. Belki de, insan kelimesinin hiç yakışmadığı grupların artmasından dolayıdır bu kontrast.

Samimiyet diyordum. Hoşuma gitti işte. Yakınlardı, gülüyorlardı. Küçükken anneannemle dedemi görmek için Söke'ye gidişlerimiz geldi aklıma. Oradaki mutfak masası da öyle yuvarlaktı. Sonra oturma odasının sıcaklığını ve tuvalete gitmek için kapıyı açtığımda vücudumu saran o koridor soğuğunu hatırladım. Yine bir kontrast, bir diğerini güzel kılan. Soğuğun ardından gelecek sıcağa kısa süreli bir özlem.

Çetin Altan ölmüş bugün. Doğum tarihi 1927. Anneannemi düşündüm, kendi neslini düşünüp içinden geçiriyor mudur acaba: 27'liler ölüyor, yaklaşıyor diye... Peki ya biz de 87'lilere mi diyeceğiz bunu? İnsan hep kendiyle kıyaslıyor, başka bir yerden bakmak zor geliyor. Böyle hiç büyünmez ki. İnsan bir yerlerde hep çocuk, küçük, genç kalır sanki. Ölmeyi yakıştıramaz kendine.

Hiç yorum yok: