22 Mart 2014 Cumartesi

-

Bu ara yine zorlanıyorum yaşarken. Hayat yolunda ayağımın takıldığı taşlar çevremdeki ölümler bu sefer. Ülke genelindeki bilançodan ayrı, iki de tanıdığım insan öldü son bir haftada. Sureti ile bildiğiniz bir insan ölünce hala garipsemiyor musunuz? Yaşadığım yıl kadar büyüyemedim galiba, ölümün olağanlaşması bende vuku bulmuyor hala. Bir varmış, bir yokmuş söz öbeğini duysam şimdi, bir gün olup diğer gün toprağa kavuşacağımız gelir aklıma ilk. Oysa çocukken, sadece heyecan dolu bir hikayenin beni karşılama sözüydü bu. Artık ben de normal karşılayabilmek istiyorum. Mezarlara anlam yüklememek, aslında onu orada yalnız bırakıyor olmadığımızı da kabul etmek istiyorum. Ama bir tek Cemal Süreya; onun mezarını ziyaret etmek, eski İstanbul'da onunla bir fincan çay içmenin bugünkü muadili gözümde.

Yalnız ve mutsuz bir insan, yalnız ve tatsız bir şekilde öldü. İnsanların öleceğini aklımıza getirmeyiz. Sanki Mete Abi hep bizim kumsalda botuyla uğraşacaktı. Geçtiğimiz yaz için sohbet ederiz demiştik Facebook'ta, iki kelâm etmedik. Yaşadıkça pişmanlık mı dolacak kumbaram?

Çok güzel, çok mutlu, refah içinde bir kadın öldü. Çeşme'de bir kumsalda, bir insanı son kez görüyor olduğunuza pek inanasınız gelmez. Anlamsızlık dolu ölüm. Varlığıyla, O'nun varlığını sorgulatıyor bana. Neden diyorum, neden.

Hiç yorum yok: