25 Aralık 2010 Cumartesi

ışık

Sevgi iki kişi arasında olduğunda, aklıma şöyle bir görüntü geliyor: Kişilerin vücudundan çıkan iki ışık hüzmesi, ikisinin ortasında bir yerde birleşiyor. Nerede birleştiği ışıkların gücüyle orantılı. Daha güçlü ve parlak olana daha uzak o birleşme noktası. Peki bir taraf ışığı kestiğinde, kalan ışıklıya ne oluyor mesela? Başka bir ışıkveren geldiğinde hemen onunla mı birleştiriyor ışığını yoksa önce şöyle bir zaman mı oluyor..



Fizikte belli menzilde belli bir güçle patlayan ve parçalara ayrılan mermi gibi saçılıyor ışık hüzmesi; ama çıktığı yere, kişiye dönüyor ve ona yağıyor bu sefer. Kişi çok ışıklı oluyor o süre. Işık topu gibi, ışıl ışıl da diyebiliriz. Kendi ışığı kişiye ne yapabilir? Hayatın önemli safhalarından bu. Ve çok garip! Işığını kendine gömme süreci paha biçilemez. Çok yoğun. Aklıma derin bir cam kase figürü geliyor. Gümüşi iplikçikler; düşünceler. (Hangi kitaptan çaldığımı bilen bilir.) Karıştırıyor insan onları, yeni düşünceler peydahlanıyor o sırada. O kase ışıklanıyor bu sefer dönüşümlerle, çalkalanıyor. İnsan bu süreçte hikayelerini kendine anlatıyor, diyeceklerini kendine diyor, tutamadıklarını ise bir kenara yazıyor. Işıl ışıl oluyor işte ucu boştaki ışığıyla uğraşırken; çok güzel oluyor, çok güzel gülümsüyor, çok tatlı konuşuyor ister istemez. Her şeyi o kadar güzel olunca, bir başka ışık yakalıyor bu güzelliği. Yanına geliyor ışıl ışıllığına vurulup.



Çok ahkam kesmeye gerek yok, ışık paylaşılası bir şey. Ve çok garip, hiç bitmiyor. İnsan bünyesinin sonu gelmez üretimlerinden galiba. Ve resmen büyülü. Bir şey verirken senden bir şey gitmiyorsa, sana da ekleniyorsa aslında? Ucu boşta olsun, olmasın. Bu böyle.

2 yorum:

Tumerg dedi ki...

Işığı olmayan o kadar çok insan var ki ama...

Derin dedi ki...

o da var tabi..