14 Şubat 2013 Perşembe

Ω

Sonunda aklımda bir hikaye vardı. Blogda ve günlükte yazdığım birbirinden bağımsız yazılardan sonra kocaman bir hikaye düşmüştü aklıma. Kurgu şeyler yazmak, onları yazarken iddialı geliyordu biraz. Sanki herkes yazdığım şeyleri Melis yazıyor, bu konuşan Melis diye okuyacak gibi hissediyordum. Bu yüzden olacak ki hiç var olmamış eski bir kitaptan alıntılarmış gibi yazmaya başladım. Bir kısmını da burada paylaştım. Sonra hiç beklemediğim şekilde tanımadığım insanlardan 'Bu kitabı sahaflarda aradım ama bu isimde bir kitap yok. Yazarı kim?' benzeri e-mailler geldi. En yakın arkadaşım bile bir sabah 'Bu kitap nedir kuzum? Merak ettim.' diye mesaj attı. Ben de öyle bir insanım ki, lanet bir 'mükemmel olması gerek' koşuluyla daimi bir 'tam mutlu olamama hali'ne oynuyorum hayat boyu. Yine de bu sefer belki ben de beğenmiştim yazdıklarımı ve katıksız bırakmaya çalıştım memnuniyetimi; gidip de bozmadım kendi mutluluğumu. Ama sonra koskoca hikayeye öyle bir yerden bakmaya başladım ki, karmaşık bir devrenin eşdeğer direncini bulmaya yanlış yerden başladığım lise hayalkırıklıklarımı hatırlattı bu bana. Ve sonra küstüm. Şimdi Marika öylece duruyor, en son bir masada oturuyordu, yağmur yağan bir akşamda üzgündü ve ben hikayenin geri kalanının formülünü henüz bulamadım. Çok üzgünüm. Bu aralar en azından, buna üzgünüm.

5 yorum:

mika dedi ki...

ben marikayı çok sevdim.

mika dedi ki...

çalıkuşu'nu okuduysan bu cümle tanıdık gelicek.

Emir Bey dedi ki...

Bitmiştir belki de hikaye, sonsuza kadar gidecek hâli yoktu ya? Yenilerine bırakmıştır yerini.

Melis Ozgenc dedi ki...

bitmedi.. benim yine hayatı ve yaptıklarımı sorguladığım bir döneme girmemle beraber hikayeyi yürüten yanım uykuya daldı. uyandırmak lazım, hadi Emir :)

Melis Ozgenc dedi ki...

Nisankuşum ben de çok seviyorum Marika'yı, üç kere beş kere söyleyeyim mi :)