19 Şubat 2013 Salı

a b c


                                           

''Bu yazı annemin doğum günü sebebiyle yazıldı. Annemi en mutlu edecek meselelerle ilgili olduğundan, temelde onun doğum gününü kutluyor bu şekilde. Annem çok büyüdü. Şu hayatta hem eczacı, hem ev kadını hem de benim ve kendisinin özel terzisi oldu. Ailenin en başarılısı kim deseler o beni der ama ben onu derim: başarı üç yüz altmış derece. Neyse, zaman zaman annemle babamın yaşını durdurmaya çalışırken buluyorum kendimi. On yıl sonra nasıl bir kadın olacağımı düşünürken, annemle babamın şu anki hallerini koyuyorum resme ama olmuyor tabii. Ve şimdide kalmaya karar verip, gelecekten gerisin geri kaçıyorum. Küçükken annemle babam arkadaşlarımınkilerden yaşlıysa da ağlardım. Hatta bir aralar delirmiştim herhalde, salondan odama gidip bir şey almam veya yapmam gerekiyorsa koşarak gidip koşarak geliyordum ki geçirdiğimiz vakitten çalmış olmayayım boş yere. Çocukluk işte.

Son senelerde kafayı en çok nihai mutluluğun ne ile, nasıl geleceğine taktım. Ve öğrendim ki bünyem, mutsuz olmaya alışmayı kabullenmeyecek. Bu hem iyi bir şey çünkü mutluluğa oynuyorum demek; hem de kötü bir şey çünkü bu hayatta bunun için savaşmak zor. Ama son zamanlarda bazı tesadüfler ve işaretler öyle kombinasyonlarla karşıma çıktılar ki susmak zorunda kaldım ve dinledim. Sonunda sakinleştim. Hayatımdaki her unsurun beni çok mutlu bir insan yapması gerektiği fikrini bir yana bırakmaya başladım sonunda. Tamamen bırakacağım gün de gelecektir, yakındır. Bu da annemin duymaktan en çok hoşlanacağı şey galiba.

Uçuculuğu az olan, yoğun bir mutluluğun formülünü arıyordum. Şimdiye kadarki arayışım sonucunda şunu anladım ki o mutluluk, burada tamamen bulunacak bir şey değil. Aralara serpildiği kadarıyla bizim. Hayatta ne yapılırsa yapılsın, insanın sevdikleriyle nasıl ve ne kadar olabildiğiyle ilgili o mutluluk. Ne yazık ki o mutluluğun miktarı baştan biçilmiş ve yaşanabildiği kadar yaşanması lazım. İleride bizi bekleyen iki ana sabit var, iki kara gün. Zorunlu sonlar. Ama şunu düşünüyorum ki, o mutluluğun, miktarı baştan biçilmemiş olanı da var. O da, toprakta bittiğini sandığımız hayatın, aslında topraktaki o bitişle başlamasından sonra. Büyük ölçüde şöyle, bence: Azlık çokluk parametresi olmadan, zamansız birlikte olmak. Ben 24 yaşındayken annem 56 ve babam 59 mu? Aklıma şu geldi: Matematik problemlerinde bir doğru parçası üzerinde A, B, C şehirleri filan olurdu. İki tane de otomobil. A şehrinden yola çıkan otomobil B'den yola çıkanı ilerideki bir C noktasında yakalardı bir ara. Biz o bir ara'yı bulunca, problem de orada biterdi. Şimdi şimdi, problemin geri kalanını düşünmeye başladım. Bence problemin asıl kısmı orasıydı. Ve bence en güzel mutlu son, problemin o noktasından sonra hızların eşitlenmesi ve yolun geri kalanında otomobillerin yan yana, birlikte gitmesiydi. İşte nihai mutluluk o bence. Ve onun ne kadarını burada yaşayabilirse insan, o kadar şanslı. Yani burada da mutlu olmak istiyorsam, lazım olan, beraber yol alınabilecek o doğru parçasının kıymetini bilmek.

Bu vesileyle, babamın haziranda olan doğum günü için çıtayı yükseltmiş olduğumun farkında olarak, annemin doğum gününü kutlamak isterim. İyi ki doğdun anne, vallahi. Sen olmasan, kime birkaç beyaz saçım var diye telefonda ağlayacağım, kim beni çekecek böyle hiç bilmiyorum.''

Hiç denemediğim bir şey yaptım ve yazımı sesli okudum. Sebebi cep telefonuma kaydetmekti ve arada kendime dinletmek. Şu an şu dediklerimi aklımda sabitleyebileceğimden emin olsam yapmazdım ama güne uyanınca insan aklı çıplak oluyor, düşünmeye başlamadan hemen müdahele etmek lazım. Uyanacağım günler daha iyi geçsin diye, kendime. Yazının kendisi de anneme.

2 yorum:

Emir Bey dedi ki...

Bence radyo programı yapalım biz beraber!

Melis Ozgenc dedi ki...

yapsak ya!