21 Ocak 2013 Pazartesi

girit'ten anneme kadar

Sıdıka, Mehmet ile evlidir. Girit Kandiya'da kendi hallerinde yaşayıp giden iki köy insanıdır onlar. Üç çocukları vardır, büyükten küçüğe: Mustafa, Hasan ve Fatma. Senelerden 1921,  Mehmet Bey eşeğine yüklediği, kendi bahçesinde yetiştirip şehirde sattığı mahsulleriyle yola çıkar. Her günden farklı olan bu günde, evinden son kez çıkmıştır Mehmet Bey. Eve dönüş yolunda, Yunanlı eşkıyalar tarafından öldürülür. Şehirde sattığı mallardan kazandığı parayı çalmak içindir. Sıdıka'ya haberi veren köylüler ki aralarında Yunanlı komşuları da vardır Sıdıka'nın; onu uçurumun kenarından atlamak üzereyken kurtarırlar. Üç çocukla kalakalan Sıdıka ne yapacağını, çocuklarına nasıl bakacağını düşünür kara kara... Bir ağabeyi vardır ama onun yardımıyla ancak bir yere kadar yapabilir. Yunanlı komşuları, çocuklarına diktiği elbiseleri hatırlatıp terzilik yapmasını önerirler ona. Canına kıymaktan daha makul görünen bu fikri kabul eden Sıdıka, en büyüğü yedi, en küçüğü bir yaşında olan çocuklarına bakabilmek için bu işe girişir. Üç beş ufak tefek şey derken, Terzi Sıdıka diye anılmaya başlar Kandiya'da. Ta ki 1923 senesi gelip, vakit yurda dönüşü gösterene kadar. Türkiye'ye döndüğünde, çocuklarıyla ve ağabeyinin ailesiyle beraber Bodrum'a yerleştirilir. Orada bir sene kadar kalıp, ömrünün sonuna kadar yaşayacağı İzmir Kemalpaşa'ya gelir. Kısa zamanda buraya da Terzi Sıdıka diye tanıtır kendini. Küçük oğlu Hasan, benim dedem, İzmir Atatürk Lisesi'ni bile kazanır; ileride matematik öğretmeni olacaktır. Sıdıka, eşini kaybedip üç çocuğuyla kalmış bir başka adam ile evleninceye kadar geçimini terzilikle sürdürür. İyi ki atmamıştır kendini o uçurumdan aşağı.

Annemin babaannesi Sıdıka Hanım'ın hikayesini daha yeni öğrendim. Babasının Yunanlı eşkıyalar tarafından öldürüldüğünü dedemden çok kez dinlemiştim ama hikayenin tümünü bilmiyordum. Hayal meyal bir de şunu hatırlıyorum: Babası ölmeden hemen önce dedeme bayramlık rugan ayakkabılar almış da, annesi uzun yıllar saklamış o ayakkabılarını. Dedem de ölüm fikrini anlayacak kadar büyüdüğünde saklasın diye ona vermiş, ne zamana kadar sakladı bilmiyorum...

Bu hikayeyi öğrenmeme vesile olan şey de, annemin de kısa zamanda Terzi Nevin'e dönüşmesi. En son,  ''Sen artık abarttın, bunlar ne anne?!'' dediğimde belki de babaannesine çekmiş olabileceğini söyledi ve bu hikayeyi anlattı. Annem aslında her zaman dikiş dikerdi, çocukken yazlık elbiselerim, kışlık etek ve jilelerim hep annemdendi. Kırk beş yaşında, senelerdir duran eczacılık diplomasını kullanmaya karar verip eczane açana kadar da bu böyleydi. Sonra hem evdeki işler, hem eczane derken dikişe pek vakit ayıramamaya başladı ama son iki senede ne olduysa oldu; hem ev kadını, hem eczacı, hem de bir terzimiz oldu. Yaptıkça kendine güven geldi herhalde ve kumaş ayırt etmemeye başladı. En son, İzmir'den İstanbul'a dört tane manto gelmesiyle diyecek bir şeyim kalmadı. Ben artık çanta, ayakkabı, kot ve triko dışında alışveriş yapmıyorum bu arada. Ne istiyorsam sipariş veriyorum anneme o kadar. Hani olur ya, dünyanın en sade ve en düz şeyini istersiniz ama baktıklarınız asla o kadar sade olmaz. Artık böyle bir derdim kalmadı. Hem de ne yapıyoruz biliyor musunuz? Tanesinin iki bin lira olduğu mantolar satan tasarım dükkanlarına girip 'fikir ediniyoruz' ve annem bir o kadar kaliteli İtalyan kaşmirler buluyor ve iki bin liraya satılan o mantoları taş çatlasa üç yüz liraya mal ediyor bana. Fakat şöyle bir problem var ki, annem hızını alamıyor. Ben 'şunu yapabilir misin' dedikçe yeni modeller aklına geliyor ve iki şey istemişken bana beş tane şey geliyor. Bu durumdan elbette bir şikayetim yok ama artık yerim kalmadı. Ayrıca annemin bana diktiği kadar güzel mantoları iki bin liraya satabiliyorsa insanlar, biz de satabilir miyiz diye düşünmeye başladım. Olması gereken, makul fiyatlara. Etrafta haklı kazanç görmeyi özledik. Bilemiyorum, bir düşüneyim bunu. Nasıl oluyor acaba bu işler. Ben düşünürken, dolabımdan taşan ceket, elbise ve mantolar da bu şekilde duruyorlar...



Not: Aman maşallah deyin kadına! :)

Not2: En azından dünya üzerinde bir insan bana gerçek manada Barbie bebekmişim gibi davranıyor, şimdi fark ettim. :) O da zaten küçükken Barbie bebeği olmadığından bu yaşta beni giydirirken patlama yaşıyor olabileceğini söyledi. Hayırlısı...



2 yorum:

Emir Bey dedi ki...

Daha güzel bir patlama olamazdı herhalde. =)

Melis dedi ki...

olamazdı! :) bakalım alıcısı çıkacak mı bunların :)