11 Haziran 2010 Cuma

sondan birkaç önceki

Bilmem ki, sonlar hep bozuyor beni. Olamıyoruz biz, bana göre değiller. Lise yatakhanesinde son kez yattığım gecede, her yaz sonu Kuşadası'ndaki ev kapandığında, her sömestr tatilinin son günü Karşıyaka'daki yatağıma son kez uzandığımda aynı his. Sen de bilirsin, birini son kez öptüğünde, dahası bunu bildiğinde... Gitmek istediğini bilsen bile, gitmenin kendisi kötü. Bir şeyden gitmek; hep zor. Ve her son olduğu aklıma geldiğinde, o şeyin ilk halini de hatırlıyorum birden. O kadar yaşanmış şeyin daha önümde serili olduğu o minik zaman parçası, sıfır noktası.

Bana bunları yazdıran bu saçma Superdorm ama son demleri olduğu için torpilli bu aralar. Buradaki ilk gecemi hatırlıyorum, ayrıntılarıyla aklımda. Geçen akşam o kata gittim bir arkadaşıma, dormda kaldığım ilk odanın yanına. Koridorun ortasında durdum, aklıma gelenlerin gözümün önünden geçmesini bekledim. O kadar çoklardı ki, yürüyemeyecektim gözümün önünde onlarla. Geçtiler, gülümsedim, kendimi uzak hissettim; başka bir kızmış gibi uzak.

Üç dört gün sonra, burada bir daha hiç kalmayacağım. Ne garip. Dormdan çıkıp gitmek için çıldırsam da, bir yanım yaklaşan bir sonun duygusallığında. Buradaki zevksiz banyoda alacağım son duş esnasında ki bu muhtemelen pazartesi olacak; gözümden birkaç damla yaş gelecekmiş gibi gidişat. Ve bir de şu parça var tabi; şu an ağlamasam da, gözyaşları hazır bekliyor geride. Eh, birkaç gün daha beklesinler o zaman.




2 yorum:

destineb dedi ki...

bu yazıyı çıktısını alarak duvarıma asabilirim. nasıl güzel tanımlamışsın, gitmek çok istesen de gitmenin kendisi kötü diye.
hep bu yüzden benim sıkıntım da, gitmek kötü işte, sonu gelsin istesek de son'un kendisi kötü.
of. fena oldum akşam akşam.
ama çok sevdim bu yazıyı, çok!

Derin dedi ki...

bunu, dormdaki son saatlerimde, başka sebeplerden de ötürü biraz üzgünken okumak; o gözyaşlarını getirmiş olabilir şimdi..