23 Ağustos 2010 Pazartesi

yapamadığım

Aynı boyda gibiydiler; biri uzun dalgalı saçlı. Diğerinde bukleler yerini hafif dalgalara bırakmış. Kim yaptıysa onları, kahverengi dışında pek bir renk kullanmamış anlaşılan. Kahverengi saç, göz ve ten. Uzun saçlı olan, diğerinin gözlerine tanıştıkları günden beri hayran aslında. Kaç his vardıysa sayabileceği, neredeyse hepsini onun gözleri hissettirmişti ona. Şimdi tüm bu hisleri saymak mümkün, dahasını anlatmak da öyle. Ama bunlardan bahsetmeden geçmek de pekala mantıklı; hele de bu yazıyı yazmak için yalnızca 7 dakika kalmışsa.

18 Ağustos'ta Bozcaada'nın en ayışığına boyanmış, en loş, en deniz kokan noktasında uzanmışken onunla konuşuyordum. Birden sesi titreyince ne yapacağımı bilemeden heyecanlandım. Öyle ya, bunu çok dillendirmesem de hayatımdaki en önemli insanlardandı o. An gelir, en önemlisi bile olur, bir onu isterim yanımda. İşte, o 'en'leri saydığım noktada üzgün sesini duyduğumda ki mutlu olmasını bekliyordum; ertesi gün evime dönmek yerine evine gitmeye karar verdim. Bozcaada'dan orası ne kadar tutardı bilmiyordum ama hesaplarıma göre geceyarısı varabilirdim akşam sekiz vapuruyla çıksam. Çok heyecanlandırdı bu fikir beni, bir sürü hayal kurdum. Mesela kapıyı kardeşi açardı sürprizimden haberdar ve gizlice odasına ilerleyip kapıda belirirdim. Ya da kapıyı ona açtırırdım. Belki de beraber uyurduk, kıkır kıkır sabaha dek konuşurduk. Bu hayallerle internete girebilecek arkadaşlarımı aradım tek tek, biletlere bakmaları için. Bozcaada'dan Bursa'ya nasıl gidilirdi ki? Bir şekilde gidilmeliydi, doğumgünüydü çünkü güzel gözlerin. O heyecanla uyuyup, ertesi sabah kahvaltıdan önce adadaki yazhaneye gittim, Bursa biletimi almak için. Birinin çok sevineceğini bilerek bir şey yapmak, belki o insanı sevindirdiğinden daha çok sevindiriyor insanı. Seviyorsa yani onu, öyle gerçekten.

Bursa'ya gitmek için adadaki arkadaşlarımdan iki saat önceki vapura binmem ve Ezine'de 3 saat beklemem gerekiyordu. Bursa'da geceyarısı olacaktım tahmin ettiğim gibi. O heyecana sahipken nasıl oldu da o bileti almaktan vazgeçtim de Kuşadası biletini aldım pek anımsayamıyorum. Bildiğim, eve dönerken yazhaneye geri dönmek isteyen ayaklarım ve bileti değiştirmek için yanıp tutuşan hislerimdi. Bu düşüncelere rağmen o bileti değiştirmedim, eve gittim ve Ayazma sahilinde onu aradım. Bu sefer mutluydu sesi. Sevindim, sebebi ne olursa olsun sevinçli kalmalıydım. Sebep, ev arkadaşının İstanbul'dan Bursa'ya gelip pastayla ona sürpriz yapması olsa dahi, kıskançlıktan ve pişmanlıktan ve hırstan deliye dönsem dahi sevinçli kalmalıydım. Sesimde kaldım da, içimde değil. O günden beri garip bir şekilde uzak durdum hatta kendisine. Bilmem neden, onunla konuşmaktan aldığım zevk ve mutluluktan mahrum bırakmak istedim belki kendimi. Ta ki şimdiye kadar. Çünkü birkaç saat sonra Amerika'ya gidiyor. Ve ben ondan ilk kez bu kadar uzun süreliğine ayrılıyorum. 'Üniversite çok yakın kız arkadaşlar vaat etmez' diyerek tanışan iki en yakın kız arkadaş. 'En yakın kız arkadaş' deme lüksümü bu gece kullanıyorum, çünkü gidiyorsun İpek. Seni çok mutlu edebilecekken, cesaretsizlik-üşengeçlik-korkaklık gibi zavallı insani duygulardan dolayı etmemişken, öylece gidiyorsun. Bilmem ki, ben kendimi nasıl affedeceğim. Sen affedersin de, ben hep o ayışığının boyadığı, en loş, en deniz kokan yerde sana yapacağım sürprizin heyecanı ve yapmamışlığın acısı arasında bir yerde kalacağım. İyi yolculuklar İpek, belki ben de bir gün harika bir sürpriz yapabilirim sana.

4 yorum:

İpek. dedi ki...

seni ne yaptım da kızdırdım acaba diye düşünürken 30 dakikadır, bu yazıyla karşılaşmak büyük bir sürpriz aslında. geriye kalan söylemek istediklerim için bkz: cep telefonu=) (sabaha kadar ayakta-yoldayım nasılsa)

İpek. dedi ki...

"Ve ben ondan ilk kez bu kadar uzun süreliğine ayrılıyorum." hiç bu açıdan bakmamıştım bi de... poff.

Derin dedi ki...

bakacak açı çok da, zaten hamile kadınlar gibi dengesiz ona buna sızlanıp ağlarken, başka açılar gelmesin aklıma ne olur.

Adsız dedi ki...

behçet necatigil - sevgilerde

durumu en iyi bu özetliyor sanırım